- Kategori
- Kitap
Aşk, bir kere...

Gerçekte aşk nedir ya da daha ucuz anlamıyla, aşk diye bir şey var mıdır diye sorarken kendime ve dokunmaya çalışırken onun bilmediğim tenine, görmeye çalışırken bakışlarındaki o sihirli tutkuyu, daha önce tanıştığım bir yazarın raflara dizilmiş yeni bir kitabıyla karşılaştım geçenlerde.
Diyordu ki; aşk, bir kere...
Hayatın kirli sayfalarında akıp giderken ve o sayfalarda bir mürekkep damlası olmaya çalışırken, aşk yıllar öncesinde kaldı diye düşünürken, bir ses yankılandı durdu kulaklarımda.
Diyordu ki; aşk, bir kere...
Sular kendi yolunu bulmaya çalışırken, yüreklerimizde önüne geçemediğimiz bir hüzün kök salıverirken, yazardan dinlemek istedim, aşkın gerçekten de bir kere mi olduğunu.
Öyle bir dünyaya götürdü ki beni Maeve Binchy, şaşırıp kaldım. Çünkü o dünya, sandığımız kadar da uzağımız da değilmiş. Yanıbaşımızdaymış, içimizdeymiş.
İçinde akıp gittiğimiz zamanın yelkovanı ve akrebi arasında gizliymiş.
Herkesin yaşadığı aşk, gerçekte kendine göre bir kereymiş. Nasıl ki, herkesin kalem tutuşu, yoğurt yiyişi farklıysa, aşkı yaşama, ifade etme biçimi de o denli farklıymış.
Nasıl kimimiz mantığımızı yitiriyorsak aşkı yaşarken, kimimiz derin acılarda buluyorsak kendimizi, kimimiz kalbimizin sesini dinlemeyip direniyorsak bizi ele geçirmemesi için, kitabın karakterleri de aynen öyle yapıyor.
Bazen savruluyorlar aşkın onları götürdüğü yerlere. Bazen boğuluyorlar acılar denizinde. Kıvranıyorlar; düşerken kimi tutunacak bir dal bulabiliyor kimi de uçurumun dibinde buluyor kendini.
İçine susmalardan, ihtiraslardan, bazen aslında aşkın ummadığımız kadar yanıbaşımızda oluşundan bahsediyor etkileyici bir dille ve her sayfadan duygusallık damlıyor yüreklerimize.
Sıradan insanların hayatlarını o kadar güçlü bir gözlem gücüyle aktarıyor ki o insanların arasına karışmamaya fazla direnemiyorsunuz ve onlarla yanyana buluyorsunuz kendinizi.
Kitabı bitirdiğinizde şu cümle dökülüyor dudaklarınızdan sevgiyle;
Aşk, bir kere...