​ Bisiklet / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '11

 
Kategori
Deneme
 

Bisiklet

Bisiklet
 

Gökyüzü masmaviydi, yalnızca üç dört pamuk yumağı bulut uzaklardan göz kırpıyordu. Güneş dağın ardına çekilmek üzereydi. Manisa-İzmir karayolunda, araç trafiğinin yok denecek kadar az olduğu eski yolda büyükbaba bisikleti kullanıyor, torunu da önde oturuyordu. Şehir merkezinden biraz uzaklaştıktan sonra büyükbaba ‘ hadi bakalım, yeşillimi söyle’ dedi torununa. Umut şaşırmıştı büyükbabasının bu isteğine. Başını çevirerek baktı, büyükbabasının yüzünde hiç de şaka yapar gibi bir ifade yoktu. Kaşlarını çatarak’ söylemicem işte’ dedi. Daha sözünün bitmesine fırsat kalmadan büyükbaba bisikleti durdurdu ve ‘in aşağıya o zaman’ dedi torununa. Umut şaşkınlık içinde, hiçbir şey diyemeden bisikletten indi. Büyükbaba birkaç pedal çevirerek iki üç metre uzaklaştı. Umut’tan ses çıkmadığını görünce bir iki pedal daha çevirdi. Arada dönüp bakıyor ve ‘söyleyecek misin?’ diye soruyordu. Pes etti sonunda Umut ve büyükbabanın zor duyabildiği bir ‘peki’ sözcüğü döküldü dudaklarından. Bunun üzerine büyükbaba geri geldi, gülümseyerek torununu aldı, bisiklete bindirdi. Umut da yavaş yavaş o çok sevilen türküyü söylemeye başladı: Yeşillim yeşillim yeşillim aman, yeşil yaprak altında üşüdüm aman. Bu arada büyükbaba gülerek ’korktun mu seni bırakacağım diye yollarda’ diye sordu. Başını arkaya doğru çevirdi Umut ve kocaman kocaman güldü gözleriyle ‘ Korkmadım’ dedi, ‘neden korkayım ki, sen beni o kadar çok seviyorsun ki yalnız bırakmazsın.’ Yolculuk biraz sonra Uncubozköy girişinde yol kenarında bulunan kahvehanenin önünde sona erdi. 

Sonraları birçok kez yaptılar aynı yolculuğu. Umut artık öğrenmişti onun oyununu. Büyükbaba- torun tarifsiz keyif alıyorlardı bu yolculuklardan ve her seferinde bıkmadan oynadıkları oyundan. Her gidişlerinde mutlaka kahvehanenin ön tarafında gölgede iki sandalyeye oturuyorlardı. Umut gazoz içiyordu genellikle, büyükbaba ise çay içiyordu Yenice sigarasının eşliğinde. Arada çay içtiği de oluyordu Umut’un, çünkü büyükbabası ‘şekerli içecek yine susatır, soğukluğu geçicidir’ diyordu. ‘Sıcak içecek harareti daha güzel alır’. Oysa Umut çocuktu ve doğal olarak canı gazozu çekiyordu daha çok. Gazozunu içerken gözleri çevreyi tarıyordu Umut’un, geçen araçları izliyordu, bekleyen yolcuları. En çok kahveciyi izliyordu çünkü onun ‘çaylar filiz’ diye seslenişi, içindeki bardakları devirmeden çay askısını havada çevirişi çok eğlenceli geliyordu. Akşam üzerleri hafiften esmeye başlayan rüzgar unutturuyordu biraz da olsa Spil’den yansıyan sıcağı. Umut yavaş yavaş içiyordu gazozunu, hemen bitmesin diye. Gazoz biterse daha erken döneceklerdi sanki eve. Oysa o her seferinde bu keyfin uzun sürmesini isterdi. İsterdi ama ne kadar uzatmaya çalışsa da, akşam yemeği için eve dönüş yolculuğu başlardı. Bu arada ne zaman gözlerini büyükbabasına çevirse onun kendisine gülümsediğini görürdü. 

Eve dönüş yolculuğu sessiz olurdu çoğu zaman. Güzel bir şeyleri geride bırakmak, günün yorgunluğu, kafadaki düşünceler belki de, suskun olmasına neden olurdu büyükbabanın. Evin önüne geldiklerinde, bisiklet durur durmaz Umut atlardı aşağıya hemen. Koşarak merdivenleri çıkar, ‘anneanne, anneanne’ diye seslenerek kapıya vururdu o küçük, yumuk elleriyle. Anneanne mutlaka ve mutlaka gülümseyerek açardı kapıyı. Onu içeri alır, kapının yanındaki sedire oturtur, ayakkabılarını çıkartmasına yardım ederdi. Bu arada büyükbaba bisikleti alır, merdivenlerden yukarı taşırdı. Evin içinde, kullanılmayan yatak odasında kapının sağ tarafındaki duvarın önünde dururdu bisiklet. Lastikleri yere değmesin diye ahşap üçgen ayaklar yaptırılmıştı, tekerlekler dikkatlice yerine yerleştirilirdi. Sonra, büyükbaba pantolonunun zincire takılmasını, yağlanmasını engellemek için paçalarını tutturduğu metal maşaları çıkartırdı. Bisiklet selesinin arkasındaki anahtar kılıfına koyardı onları. Her şey yerli yerinde olacaktı. Öylesine düzenli, titiz bir insandan beklenen de buydu herhalde. 

Sayısız yolculuklar yaptılar bu şekilde, emektar bisikletle. Sayısız mutluluk dakikaları eklediler yaşamlarına. Ama her şeyin bir sonu olduğu gibi bu güzel zamanların da sonu geldi. Yıllar yılları kovaladı, Umut büyüdü, büyükbaba yaşlandı. En sonunda kasvetli bir Şubat akşamüstü veda edince büyükbaba bu dünyaya, çocuklar gibi yetim kaldı bisiklet de. O değerli bisiklet büyükbabanın ölümünden sonra sanki sığamadı evlere. Manisa’dan İzmir’e getirildi, kullanıldı bir süre. Ama zaman bisikletler açısından bile acımasızdı. Yeni model, yirmi altı jant, üç vitesli Peugeot bisikletlerin yanında eski zamanlardan kalmışlığını hemen belli ediyordu. Kimse onunla şehir sokaklarında dolaşmak istemiyordu. Uzunca bir süre bodrumda bir köşede tutuldu. Sonra bir bahar günü, bodrum temizliği yapılırken dışarıya çıkartıldı, içeri konulmadı yeniden. Bu onunla vedalaşma zamanının geldiğini gösteriyordu. Evde onunla en fazla anısı olan Umut vazgeçemiyordu bir türlü büyükbaba yadigarından. Ama kullanılmaması ve hafiften paslanmaya başlaması da çaresizliğini artırıyordu. Bunu bilen evdekiler sonunda Umut’un okulda olduğu bir gün sokaktan geçen bir eskiciye satmakta bulmuşlardı çözümü. Hafta sonunda okuldan gelip, bahçeye indiğinde anladı Umut elden çıkarıldığını. Önce bahçe duvarına yaslanıp düşündü, sonra çiçeklere döndü onlarla konuştu bir süre. Ne evdekilere bir soru sordu, ne de onlar her hangi bir şey söylediler. Konuşmanın işi daha da zorlaştıracağını hepsi çok iyi biliyorlardı. 

Sonraki birkaç gün bahçeye inmedi Umut, balkona çıkıyor ama aşağıya inmiyordu. O artık yoktu. Dört beş yaşlarından başlayarak büyükbabasıyla yapılan yolculukların tanığı, evin bir bireyi gibi ilgi gösterilen ve üzerine titrenen bisiklet artık yoktu. Her şeyi eskiten, hoyratça fırlatılıp atılmasına neden olan zaman onun macerasını da sona erdirmişti. Uzunca bir süre bisikletin nerede olabileceğini düşündü Umut. Sonunda bir gün birden yüzü ışıldadı : Onu eskicinin arabasının üstünde gören bir dede satın almıştı ve elden geçirip, biraz adam etmişti. Torunuyla birlikte kendilerininkine benzer yolculuklar yapıyorlardı. Bisiklet bir kenara atılmamış, aksine yeni bir görev üstlenmişti.’Yeşillim’ söylenmiyordu belki ama bir dede ile torunun en güzel beraberliklerinden birini sağlıyor, şimdi de onların dünyalarına mutluluklar katıyordu. Öyleyse üzülmesine gerek yoktu. 

Umut hala bu hayalle yaşıyor. Bisikletin belli süreler sonunda, mekan değiştirerek, yeni dede-torun beraberliklerine eşlik ettiğine inanıyor. 

 
Toplam blog
: 56
: 651
Kayıt tarihi
: 06.12.10
 
 

Bornova Anadolu Lisesi ve Sbf mezunuyum. Üniversite yıllarımda başlayan çalışma yaşamım kısa bir sür..