- Kategori
- Güncel
Daha ne olsun?

Yürüyoruz,lakin omzumuzdaki yükü nerede indireceğimizi bilmiyoruz.
Benekli, lekeli yürekler, miyoplu gözler, kirli eller, yaralı vicdanlar, düzensiz zihin ve duygular, teraziyi hak dengesinde tutamazlar. Hakkı, hukuku hakkaniyete uygun tartıp dağıtamazlar.
Hz. Ömer’in adaleti tek yüzlü keskin bir kılıçtı. Hz. Ali’nin Zülfikar’ı ağzı çatallı keskindi ve adaleti sembolize ederdi, oda tek yüzlü keskin bir kılıçtı.
O kılıçları maneviyatın Yüce makam ve mevkilerinde bulunan sağlam yürekli, muhkem vicdanlı, uzağı gören gözlerin, düzenli zihin ve duyguların sahipleri kullanırlardı da ondan Hakkı, hukuku adaleti her kes için eşit tartıp dağıtırlardı.
Günümüzde ise ister makam ve mevkilerde olsun, ister sıradan bazı insanlar olsun zaman, zaman birden fazla değişik yüzle, birden çok dille, konuşurlar. Söyledikleri anlaşılmaz, esas kimlikleri tanınmaz. Çift yüzlü kılıçların açtığı yaralar darbeli ve ezik olur. Tek yüzlü keskin kılıçların yaraları da keskin olur.
Zaten bizde Osmanlıdan kalan kılıçlar özelliklerini kaybetti, onlar artık sadece törenlerde kullanılır ve müzelerde süs eşyası olarak sergilenir.
İnsana demezler mi geç kaldın,mahfi yüzlüm geç kaldın, Güneş Yüce tepeleri aştı, vadilerde hava karardı, gün soldu, akşam karanlığı başladı. Haklı açıklamalar olsa dahi, zamansız vakitte söylenen bu açıklamalar sizi maki yüzlü olduğunuzu göstermez. Yıllar geçti nerelerdeydiniz. Sizin söyledikleriniz vakitsiz, tek dilli değil, birçok dilli. Tek yüzlü değil, birden ziyade yüzlü olduğu için muteber sayılmaz.
Sorarlar insana bu açıklamaları neden beş on yıl önce yani vakti zamanında yapmadınız da durdunuz Mevsimin Sonbaharında, Sarı hazanda söylediniz. Bilirsiniz ki özenle yaratılan ve şerefli kılınan insanlarda var olan diğer azalarla birlikte söyledikleri anlaşılsın, kimliği ortaya çıksın ve tanınsın diye tek yüzlü, tek dilli olarak yaratılmışlardır.
Birden ziyade yüzlülerin gerçek yüzü tanınmaz, kimlikleri ortaya çıkmaz, birden ziyade dilli insanların söz ve söylemlerinin meali anlaşılmaz. Ne çare ki insanoğlu yaradılışın aksine yeryüzünde birden çok yüzlü, birden çok dilli olmayı arzuladı.
******
Abeceli (AB ) olacağız, medeniyeti yakalayacağız elin gözüne gireceğiz diye ülkemizde idam cezasının kaldırılması ile birlikte içimizde binlerce canavar yetişti. Günahsız çocukların, kadınların ve sair insanların yaşam hakları ellerinden alındı. Öldürülenler toprağa katiller ise cezaevinde has ekmek yemeğe gönderiliyor.
Daha dün Adana’da meydana gelen ve canavarca işlenen vahşet cinayetinde, küçük yaşta Gizem kız çocuğu toprağa verildi yürekler dağlandı. İnsana sormazlar mı? Böyle olacağını bilseydiniz idam cezasını kaldırır mıydınız?
Çocuğun Yaşam Hakkı raporuna göre 2013 yılında ülkemizde 633 çocuk yaşam hakkını kaybetmiş. Ayda ortalama 2 bin 500, 3 bin çocuk kayboluyor.
Toplam kayıp ve arananların sayısı ( mevcut ) yazmak istemiyorum. Sorarlar insana bunca kayıp çocuk karanlık ve derin kuyulara, Mavi renkli havuzun ölçülü sularına mı düşüp kayboldu!
İşte bilmeden, sonucu düşünmeden sözde medeniyete giden yolda bu acılar, bu hüzünler, bu çileler, bu yokuşlar, bu inişler, bu yarlı, uçurumlar olur.
Dert bir değil, Elvan, Elvan,
Dayan yüreğim dayan, dayan.
İşte haklı ama vakitsiz ve zamansız yapılan açıklamalar başkaları tarafından” camia ve paralel'e ait söz ve söylemler olarak kabul edilir.
Yürüyoruz ama nereye gideceğimizi, Omzumuzdaki yükü nerede indereceğimizi bilmiyoruz. Mola üstüne mola veriyoruz. Yolun sonunu göremiyoruz.
İşte Yüce Yaradan’ın verdiği tek yüz, tek dil haricinde birden ziyade yüzlü, birden çok dilli, benekli, lekeli yürekli, miyoplu gözlerin, kirli ellerin, yaralı vicdanların, düzensiz zihin ve duyguların sahibi olmakla Hak, hukuk ve adalet terazisini bir dengede tutamıyoruz.
Hâlâ bir şey olmamış diyoruz. Daha ne olsun?
Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.
Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN