​ Elif / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '08

 
Kategori
Deneme
 

Elif

Elif
 

Bir Bir Daha Bir Eder...


Her şey yalnızca bir sabah olmuştu. Kimse ne olduğunu anlamamıştı...

Güzel bir pazar sabahıydı. Saat 11 olduğu halde henüz gelmeyince anne, "hadi kızım yeter artık bu kadar tembellik, kahvaltı hazır" diyerek odasına seslenmişti. Ondan ise bir ses çıkmamıştı. "Herhalde daha uyuyor" diyerek odasının kapısını çaldı ve içeri girdi. Kızı yatağında doğrulmuş ileriye bakıyordu. Sanki kendisini
duymamış gibiydi. Elif hadi kalk, baban kızacak bak şimdi diyerek tepki almak istedi. Garipti, kızı hala hiçbir yanıt vermiyor, yalnızca karşıya bakıyordu.

Şaka mı yapıyordu? "Duvarda ne var kızım, neye bakıyorsun öyle?" diyerek yanına gitti. Ama kızı geldiğinin bile farkında değildi. Birden ürperdi annesi, içini tarif edilmez bir korku kapladı. "Kızım, neyin var?" diyerek endişeli bir sesle yüzüne dokundu, gözlerinin içine baktı. Tepki yoktu. Omuzlarından tutup sallamaya başladı, kızında hiçbir hareket yoktu. Karşı tarafa odaklanmış bakıyordu yalnızca, baktığı yerden gözlerini hiç ayırmadan.

İşte o günden beri hiç değişmedi bu durum. Gitmedikleri doktor, başvurmadıkları ilaç, hatta yalvarmadıkları hoca kalmamıştı. Ama nafile, çözüm yoktu. Küçük kızları gözlerinin önünde bitkisel yaşama girmişti, eriyip gidiyordu, lakin onlar hiçbir şey yapamıyorlardı.

Bedeni gün geçtikçe eriyordu, ne verilen serumlar, ne yaşam destek ünitesi, hiçbir işe yaramamakta anlaşmışlardı. Sadece bir ay içinde yirmi kilo vermişti. Ailesi kahroluyordu. Yaralı anne gece gündüz başında bekliyordu. Dua ediyor, inliyor, sessiz sessiz ağlıyordu.

Yalnız bir şey, hasta kızın odasına yeni giren birisinin bile anında farkedeceği bir şey vardı. Küçük kızın gözleri, zümrüt yeşili ışıltılı gözleri... İnanılmaz sevgiyle bakıyorlardı, sanki konuşuyorlardı. Bedeni kilo verdikçe ve zayıfladıkça, gözleri daha bir parlıyordu, tüm oda adeta onunla aydınlanıyordu. Anne geceleri, gece lambası kullanmaya bile gerek duymaz olmuştu.

Geceleri o da kızının baktığı yere bakıyor, onun gördüğü aynı şeyi görmeye çalışıyordu. İşin garibi, annesel sezgileriyle kızının şu anda dünyadaki en mutlu varlık olduğunu hissediyordu çektiği tüm acı bir yana.

Aradan birkaç gün daha geçti. Bu sefer geçen günler, küçük kızın ipeksi saçlarını dökmeye yetti. Ama kızın bakışları hiç değişmedi, daha da parlamaya devam etti. Ve bir gece, gece zülüflerini iyice döktüğü bir anda, anne bir ışık parlamasıyla uyandı. Küçük kızına baktığında artık onun gittiğini anladı.

Elif'in küçük bedeni yatıyordu, solgun ve cansızdı; her zamankinden iri ve parlak gözleri ışıl ışıl yanıyordu...

 
Toplam blog
: 72
: 1949
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Yazar 1975 Ankara doğumludur. Monterey Postgraduate School / California'da bilgisayar bilimi dalı..