​ Evcil kurt / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '16

 
Kategori
Güncel
 

Evcil kurt

Evcil kurt
 

Kadınlar konuşuyor, kadınlar konuşuluyor. Ancak sohbetlerin sonu aynı iğneleyeci cümle ile bitiyor: "Kadın, kadının kurdudur." Erkekler tarafından koyulan ve bir kısım kadın tarafından desteklenip, beslenen kötü bir fikir.

Doğru, biz kadınlar erkekler gibi hem cinslerimizle yakın ilişkiler kuramıyor olabiliriz; ama bunun nedenini çağlar boyunca saklanan benliğimizde aramalıyız. Uzun yıllar tekrarlanan davranışların, dna'larımıza sızdığı ve genetik bir kod olarak türdeşlere aktarıldığı gerçeği üzerinden gidersek; var olduğumuz o çok uzun yıllar boyunca erkeklerin nerdeyse tek işleri, ait oldukları topluluğu dışardan gelecek her hangi bir tehdide karşı korumaktı. Bu omuz omuza mücadelenin kişileri birbirine yakınlaştırdığı ve de, bir birlik beraberlik duygusu oluşturduğu da kabul edilir bir başka gerçektir. 

Kapımıza bir tehdit dayansa, her ne kadar sevmesekte, yan komşumuz en güvendiğimiz insan olur. O ana kadar sorun olan bütün detaylar (araba park yeri gibi) birden gözden düşer. Önemsiz ayrıntıları ayıklayıp, gerçekte önemli olanı öne çıkartırız: "biz düşman değiliz sadece anlaşamadığımız noktalar var." Bana göre, yüzyıllardır, gözle görülür bir düşmana karşı birlikte savaşan erkekler arasında, genetik olarak aktarılan bir birlik olgusu oluşmuş. 

Burdan, kadınların da bir düşman edinip ona karşı birlik içinde olmaları gerekliliği çıkartılmamalı. Asıl mesele, insanlığın anaerkil bir yapı taşıdığı ilk çağlardan sonra; ataerkil toplulukların oluşması ile sosyal yaşantının dışına itilmiş olmasıdır. Ataerkil erkekler de bu sefer  kadına karşı bir birlik içine girdiler. İşte bu noktadan sonra kadın (kadınlar değil), var olma çabasına da itilmiş oldu. Kendi benliğini, kimliğini, bireyselliğini kanıtlamaya, hatta savunmaya çalışırken, birlik olmayı unuttu.Çünkü erkekler, bir kadını yok saymak için bir başka kadını kullandılar.

Egemenliğin erkek gücüne ve egosuna hizmet etmesi bazı sosyopat tutumları da ortaya çıkardı; mesela kadının sadece türün devamı için gerekli bir araç olarak görülmesi. Tarihde her zaman sinsi, entrikacı veya kadınlığını tamamen yok saymış kahramanlar olarak görünmeleri de bundandır. Hatta eski Yunan'da aşk bile sadece iki erkek arasında yaşanıyorsa gerçekti diyebiliriz (bakınız Büyük İskender).

Sonraki yüzyıllarda da bu "araç" olma durumu pek değişmedi. Günümüze kadar destansı birer aşk olarak anlatılan Leyla ile Mecnun, Aslı ile Kerem gibi hikayelerin bile sonucu; beşeri aşkın ilahi aşka dönüşüdür. Ve kadın yine amaç değil araçtır.

İnsanlığın sürekli biz kadınların üzerine oynadığını kanıtlayacak daha bir çok örnek ortaya çıkarmak mümkün. Ve buna izin veren kadınlar olduğu gerçeğini de atlamamak gerekiyor. Ben yine de, kabul görmek, onaylanmaktan başka bir şey istemeyen bu kadınları anlamaya çalışıyor, ancak hak vermiyorum. Kadın olarak doğmanın suç olduğu bir toplumda büyüyüp, sonrasında da özgür düşüne bilen bireyler olmamız beklenemez. Ama yine de umut var. Çünkü kadınlar "hayır" demeyi öğrendi.

Günümüzde kadın cinayetleri çoğaldıysa bunun nedeni artık kadınların boyun eğmiyor olması. Direnen, karşı çıkan, boşanan, terk eden kadınlar var. Aslında bu gizli bir savaş. Sosyal hayatın dışına itmek ,kadınları evlere kapatmak artık bir çözüm değil. Haberleşmenin hızı ve çokluğu herkesin gözünü açtı. Bu tıpkı, çalışan kadının ev kadınından daha fazla dayak yediğini söyleyen istatistik sonuç gibi oldu belki ama; egosu bu kadar şişirilmiş erkeklerimizi düşünürsek çok da yalan olmaz.

Bardağın dolu yanına bakarsak, ve eğer insan ırkı eğitilebilir bir canlı ise, ve öğrenilen davranışlar doğum yolu ile aktarılabiliyorsa; insanlığın hala öğrenme, gelişme ve değişme şansı var demektir. Çünkü tüm tarihimizi silip, fabrika ayarlarına dönmek gibi bir yolumuz yok.

 
Toplam blog
: 10
: 378
Kayıt tarihi
: 21.06.09
 
 

13 yıllık öğretmenim um-ag yazma seminerlerine ve ayrıca; öykü yazarlığı, roman yazarlığı seminerle..