- Kategori
- Öykü
Kızıl 17
Ertesi sabah sıcak yatağından uyandığında burnuna enfes kokular geliyordu, elya kahvaltı hazırlamış olmalıydı. Başını kollarının arasına alarak birkaç kez vurdu sertçe; dün olanlardan sonra bütün gece uyuyamayıp düşünmüş, sabaha karşı bir iki saatlik bir uykuya dalmıştı ve başı zonkluyordu. İçinden kendisine okkalı bir küfür savurarak bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Bu kez aynı şey tekrarlanırda karşılaştıklarında ikisinden birisi ölmeden rahat ve huzur olmazdı… Kalktı ve Elleri ceplerinde dalgın ilerlerken yorga ile çarpışmıştı. 'günaydın' dedi adeta fısıltı ile ve duraksamadan banyoya yöneldi... yüzünü yıkadıktan sonra odasına yöneldiğinde giyinmek için kapı çalınmıştı. kapıyı açtığında karşısında arkadaşı vardı.
- Ne o yağız artık kapıyı açmaktan çekiniyor musun dedi genç adam alaylı bir hitapla…
- Kusuruma bakma, sen olduğunu tahmin etmedim dedi ve arkadaşını içeri davet etti.
- Uzun zamandır görüşemiyoruz diye benden iyice umudu kestiniz galiba, ne hayırsız çıktınız? İnsan en azından bir alo demez mi yahu…
- İnan aklım o kadar karışık ki bırak seni aldığım nefesi bile unutuyorum bazen dedi karşısındaki koltuğa otururken…
- Ne oldu bir sorun mu var?
- Yok, be kardeşim, iş güç yorgunluğu işte. Bu aralar şirket çok yoğun; yurt dışı yurt içi temasları derken arada kaynıyoruz…
- Anlıyorum, Elya nerelerde peki; özledik küçüğü dedi konuyu değiştirerek…
- mutfaktadır herhalde ben de şimdi uyandım. sen geç ben de az sonra yanınıza geliyorum.
- tamam dedi içeri girerek mutfağa yöneldi...
Güneşin doğuşu bu yerde apayrı bir yaşam gibiydi, rüzgâr yumuşak soluğuyla vadinin dibini dolduran bulutları güneşe doğru itiyordu. Biraz yanındaki şelalenin nehre doğru öfkeli akışı ruhunu mest ediyordu. O öfkelendikçe sakinleşiyor, kendisini bile unutuyordu. Buraya gelirken İkinci kez kaçışın doğru olmadığını düşünürken ve bu yüzden içi içini yiyorken artık olması gerektiği gibi olduğunu biliyordu her şeyin… Kalsaydı asıl o zaman yanlış bir karar vermiş olacaktı, kollarını iki yanına açtı ve kendisini tüm ihtişamıyla gözlerinin önünde duran bu manzaranın ve doğanın hafif tınısıyla müzik misali ruhuna işlemesine izin verdi. Batan güneşin son sıcaklık damlaları, akan şelalenin cezp edici sesi, kuşların yaşadığınızı unutmayın diyen ötüşleri ve önünde duran vadiyi kar gibi beyaz gövdesiyle dolduran pamuktan bulut denizi… Tüm bunlar onu gerçeklikten uzaklaştırıp hayal diyarındaki rengârenk oluşumlara götürüyordu. Hayat böyleyken ve bambaşkayken neden geleceğin aldatmacasına kanıpta karamsar olsundu ki ve kuşku, umutsuzluk ve çaresizliğin kollarında bitip tükensindi ki… Kendini doğaya bırak o açılmış ve açılacak olan yaralarını iyileştirmek için yapması gerekeni yapsındı. Böylece mutlu olmayı ve umut etmeyi öğrenirdin, umut ettikçe de korkuların bir karabasan gibi üstüne çökemezdi. Kurtulur ve yaşardın… Ensesinde sıcak bir nefes ve belinde güçlü bir kavrayış hissedince gözlerini açtı ve kendini bu defa da sevdiği tek adamın kollarına bıraktı. Boynunu gıdıklayan ıslak öpücüklerini, teninin sıcaklığını ve tüm bunların ardındaki aşkı havayı ciğerlerine çeker gibi yüreğine çekiyordu. Bazen bu kadar sevmek onu korkutsa da bu sevgi onu avutan tek ve en önemli sebepti. Yaşamak için hayattan evvel gelen tek gerçeğiydi, onun beline doladığı kollarına sarılarak bu anın daha uzun kalmasını sağlamak istedi, sıkıca sarıldı, daha sıkı…
- Ne düşünüyorsun diye sordu fısıltı ile Yorga.
- Tek bir şey; bu anın hiç bitmemesi için her şeyimi verebileceğimi düşünüyorum diye yanıtladı onu.
- Belki de sevginin tatmin edici olanı böyle anların kısa olmasından kaynaklıdır. En kısa sevgi anı en gerçek ve mutlu olanıdır dedi kızı kendine çevirdi ve alnına kısa bir öpücük bıraktı.
- Öyle mi?
- Evet, öyle.
- Madem öyle bende bana verdiğinle yetinirim ama sen de sana verdiğimle yetinmek zorunda kalacaksın, ne dersin…
- Sözleriniz benim için emir gibidir, leydim dedi önünde eğilerek.
- Ah! Lütfen böyle davranma, kendimi kötü hissediyorum. Biz birbirimizden farklı değiliz. İnsanları sınıflandırmayı sevmiyorum.
- Evet, haklısın. Ben de sevmiyorum dedi ve onu kendine çekip tekrar sarıldı.
- Haydi, artık içeri girelim hava soğumaya başladı ve ben aslında buraya yemek hazır demek için gelmiştim ancak sen aklımı başımdan aldın, bayan…
- Evet, girelim. Zaten bende çok acıkmışım, hatırlatmasan aklıma gelmezdi ama… Neler var peki yemekte?
- Bir de soruyor musun?
- Evet…
- Ben de bilmiyorum, Konsta’nın eline kaldık yemek konusunda, haliyle iyi mi kötü mü ne pişirdi bilmiyorum…
- Ama hazır olduğunu biliyorsun?
- Evet, biliyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Beraber göreceğiz…
- Nihayet gelebildiniz dedi içeri girdiklerini gören Konsta; - haydi oturun da mideniz yemek görsün…
- Immm, nefis kokuyor ama tadı da bu kadar güzel mi merak ediyorum…
- Otur ve gör varis ayei-l. Krallara layık bir yemek olduğunu anlayınca bu söylediğinden utanacaksın dedi biraz kırgın…
- Eminim, Konsta. Tabii ki çok lezzetli de olmuştur ben yalnızca şaka yapıyordum, alınma lütfen dedi yanağına kısa bir öpücük bıraktı…
- Tamam, sorun değil, haydi oturun da başlayalım. Genç kız Konsta’nın oturması için çektiği sandalyeye yerleştikten sonra önüne servis edilmiş, dumanı hala üzerinde tüten çorbaya daldırdı kaşığını… Birkaç yudum aldıktan sonra ağabeyiyle birlikte oldukları akşam yemeklerini anımsadı… Bazı şeyler değişmiş olsa da ona olan sevgisi hiç değişmemişti. Yalnız ikisinin birlikte geçirdikleri zor yıllar aralarında kopmaz bir bağ oluşturmuştu. Gerçi onun sevgisi tamamen başka bir meseleydi ama yine de ne olursa olsun ondan vazgeçemeyeceğini biliyordu ki onu öldürmek; işte bu kesinlikle mümkün değildi onun için… Bu zamana kadar hep yanındaydı, tüm acıları birlikte yaşamışlardı, kayıplarını birlikte anmış, birlikte dua etmişlerdi onlar için… Şimdi birbirlerine birer düşmandan farksız değillerdi, birbirleri için bu kadar önemliyken neden aklına bile gelmeyen şeyler hayatlarını mahvediyordu.
- sana zarar veremem dedi fısıltı ile karşısında oturan ağabeyine;- bunun bir çözümü yok mu lütfen söyler misin?
- Efendim dedi yağız şaşkın dikkatini ona vermişti.
- sana zarar vermem, seni öldüremem dedi bu kez daha kararlı ve yüksek sesle…
- neden bahsediyorsun, ayei-l?
- senden abi, üzerimizdeki bu lanetten… sana zarar veremeyecek kadar çok seviyorum seni, sen benim için hayatımdaki her şeyden değerlsin, şimdi kalkıp ta nasıl… İki genç şaşkın bir süre bakıştılar, sonra Konsta girdi söze…
- Madem senin için bu kadar değerli neden bu gerçekten kaçıyorsunuz?bu işin üzerine gitmelisiniz.
- Karşıdan bakıldığında her şey o kadar kolay görünür ki ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsiniz… O bütün hayatım boyunca yanımdaydı, her düşüşümde elimden tutup o kaldırdı beni ayağa, tüm zorluklarda elimi ne olursa olsun sıkı sıkı kavradı. Amacı ne olursa olsun çok şeyden fedakârlık etti. Şimdi siz söyleyin bana; böyle bir adamdan nasıl vazgeçebilirsiniz? yağız şaşkınlıkla dinliyordu kardeşini.
- bunları düşünme sen güzel kardeşim dedi yanına giderek kolunun altına alıp sarıldı ona.
- Bu kararı veren sizsiniz hatırlatmalıyım, varis dedi Yorga araya girerek; - istemiyorsan yapmak zorunda değilsin. asilleri ve bu laneti alt etmenin değişik yolları da vardır,araştırmak lazım.
- Neden söz ediyorsun?
- Diyeceğim şu ki onu bu denli önemsiyorsan gücünü onu öldürmek için değil de bu laneti nasıl alt edebileceğinize dair araştırma yapmaya kullanır ve güçlenirsen mutlu olursunuz.
- Yine de her şey bir çarpışmaya bağlı olacak, ben anneme bunun için söz vermedim. Tek isteği birbirimizi ne olursa olsun terk etmememiz ve korumamızdı. Sanki olacakları biliyordu ve hatta daha bile fazlasını… değil mi abi?
- evet öyle elya...
- Anneniz size ne söyledi, peki…
- Aaa, tam olarak anımsamıyorum ama ona bir söz vermemizi istemişti bizden; birbirimizi koruyup kollamamızı ve daima birarada kalmamızı istemişti.
- Peki, başka, başka bir şey söylemedi mi?
- Şey, aslında bir şey daha var ama bugün bile hala neden öyle söylediğini anlayamıyorum.
- Nedir, haydi söyle?
- dur, dur bir dakika yorga bu konu neden ilgi bu kadar ilgini çekti birden anlamadım dedi yağız araya girerek. birden ciddileşmişti yorga... farklı birşey biliyor gibiydi.
- abim haklı yorga bu konuyla neden bu kadar illgilisin. Anneme verdiğimiz bir söz seni ne ilgilendirir ki, tutamayacağım bir söz zaten.
- bana ne olduğunu söylemek zorundasınız… daha sonra size açıklama yapacağım.
- Bana neden olduğunu söyle bende sana ne söylediğini söyleyeyim, bu kadar basit.
- Bu anlatabileceğim bir şey değil. Olsaydı tereddüt etmez her şeyi en ince ayrıntısına kadar açıklardım ancak eğer tahmin ettiğim şeyse o zaman hem senin hem onun hayatı tehlikede, lütfen rica ediyorum bana neden bahsettiğini söyle dedi yalvarırcasına.
- Üzgünüm, söyleyemem yorga… Hiç kimseye söylememem için yemin ettirmişti, ağabeyim bile bilmiyor bazı detaylarını. Düşün bir ona söylemediğimi sana neden söyleyeyim ki…
- Çünkü sana hayatınız tehlikede olabilir diyorum, lanet olsun tutulacak yemin vardır bozulacak yemin… Yaşamak ve ağabeyinin yaşamasını istiyorsan söylemelisin, anlıyor musun ayei-l?
- Hayır, anlamıyorum… Anlamam için de hiçbir şey gelmez elinden, sana bu konu hakkında tek bir söz dahi söylemem, rahat bırak beni…
- yorga dedi yağız araya girerek tekrar;- onu sıkıştırmanın alemi yok. elya bildiklerini yorga ya anlatmanı istiyorum senden...
- öleceksiniz diyorum ayeil.
- Umurumda mı ha umurumda mı sanıyorsun? Olacaksa olur, öleceksem ölürüm. Benim işime karışma, anladın mı karışma dedi ve yerinden fırlayıp odasına geçti ve kapıyı hışımla kapatıp kilitledi.
- Bu yaptığının kendini öldürmekten ne farkı olacak öyleyse, kendini bile bile ölüme sürüklüyorsun, varis! üstelik yalnız kendini de değil.
- Biliyorum, senin bile bilmediğin çok şey biliyorum ve hatta o aptal soyluların bile bilmediği şeyler biliyorum. Ben bu işin sonunda yaşamayacağımı da biliyorum ama yağızın hayatta kalmasını sağlayabilirim…
- Sen ne diyorsun böyle, Elya dedi kapısının önüne gelerek; - aç şu kapıyı, dışarı çık öyle konuşalım, lütfen…
- Hayır! Her şeyi öğrenmek isteyeceksin, bugüne kadar saklayıp ta bugün açık edemem sırrımı, anladın mı? Bu iş yalnızca beni ilgilendirir, bu savaş bizim savaşımız başka hiç kimsenin karışmasını istemiyorum…
- Elya…
- Sus daha fazla konuşma, kapat bu konuyu artık… Ben uyuyacağım, yorgunum. İyi geceler, Yorga…
- Elya!
- Git artık rahat bırak beni, uyumak istiyorum…
- Peki, istediğin gibi olsun ama bu işin peşini bırakmayacağımı da bil çünkü senin de bilmediğin şeyler var, iyi geceler
- İyi geceler dedi son kez fısıltı ile ve yatağına gömülüp sessizce ağlamaya devam etti. Tüm bu olan biten arasında Konsta ne yapacağını şaşırmış, öylece kalakalmıştı. yağız sakindi çünkü cerine ona her ne söylediyse bunu onu zorlayarak öğrenemeyeceklerini çok iyi biliyordu. ağzı epey sıkıydı. En sonunda bir şey yapamayacağını da bildiğinden etrafı toparlayıp gürül gürül yanmakta olan şöminenin bşında düşüncelerine daldı. Az sonra ardından sessizce yaklaşan bir çift ayak sesiyle kendine geldi, omzundaki eli takip ederek genç kızın ağlamaktan iyice kızarmış ve şişmiş gözleriyle rastllaştı.
- Neyin var? Çok kötü görünüyorsun dedi onu kendi sandalyesine oturturken.
- Hiç, sadece çok yorgunum.
- Elya merak ediyorum kardeşim dedi ateşin harlı yanışına dalıp gitmiş kızın bir süre tepkilerini izledikten sonra.
- I-hım…
- Ortada gerçekten bahsettiğin kadar büyük bir sır var mı?
- Bilmiyorum, abi...
- Ama yorga…
- Evet, ama Yorga’ya göre ortada gerçekten büyük bir sorun var. Annemin bana söylediği tek bir sözün bu kadar değerli olduğunu bilseydim eğer lafını bile etmezdim.
- Belki de söylemelisin…
- Hayır, belki de söylememeliyim çünkü tek bir söz bizim aramızda bu denli bir çatışmaya yol açtıysa gerçekten önemli demektir. Bir düşünsene; herkes belki de bu yüzden peşimizdedir. Bu sırrı öğrenmek için…
- Peki, öyleyse ne yapmayı düşünüyorsun?
- Onlara istediklerini vermeyi… Böylece kurtulma şansımız da artabilir.
- elya annemizin sana söylediğini söylemelisin kardeşim, onların karşısına elimizde herhangi bir koz olmadan çıkamayız. bu bizim tam anlamıyla sonumuz olur.
- bilemiyorum abi yemin ettim çünkü, ben bu işten en az zararla kurtulmamızı gerçekten istiyorum. Şimdi izninle biraz dışarı çıkacağım, duvarlar sanki üstüme yıkılacakmış gibi hissediyorum.
- Peki, kardeşim… Elya kapıya yöneldiğinde onların seslerini işiten Yorga sessizce kapıyı aralamış bir süre onları dinledikten sonra kız çıkmak için kapıya yönelirken onu durdurdu.
- Varis! Diye bağırdı öfkeyle.
- Uzak dur Yorga…
- Hayır, bu kez olmaz. Benimle geliyorsun dedi kolundan yakaladı ve sürükleyerek odasına götürdükten sonra kapıyı kilitledi.
- Ne yapıyorsun bırak beni… dışarıdan da yağız öfkeyle bağırıyordu ancak onun duyduğundan pek emin değildi ve içeri girmesini de engelliyordu. güçleri ile...
- Sana hayır dedim diye bağırdı ve hışımla yatağa fırlattı onu…
- Bana sırrı anlatmadan hiçbir yere gidemezsin. Özgürlüğünün bedeli olarak sırrı öğrenmeliyim, ya söylersin ya da buradan çıkamazsın. Ve eğer gerekirse seni konuşturmak için çok çeşitli ve acı verici yollara başvururum dedi ardına bakmadan çıktı ve kapıyı tekrar kilitledi…
- Lanet olsun sana Yorga, derdin ne senin. Çıkart beni buradan, aptal bir sözün bu kadar değerli olmasının nedeni ne! Yalvarırım çıkart beni buradan, çıkmam lazım. Biliyorsun…
- Üzgünüm, varis ya sır ya da esaret… Orada kalıyorsun…
- Yorga! Çıkart beni buradan…
- Hayır, varis. Sus artık ve düşünmeye başla. Özgürlüğün mü daha önemli senin için yoksa sırrın mı? Ve bunu anlamadan da sakın bir daha konuşma dedi ve şaşkınlıkla onu izleyen arkadaşına dönerek; - bunun için üzgünüm yağız senden ricam onu oradan teslim olmadan çıkartma,ben bir süre ortalıklarda olmayacağım. Halletmem gereken birkaç işim var.
- nereye gidiyorsun ve bildiğin nedir yorga?
- Sen orasını sorun etme tek derdin şu içerideki aptal olsun.
- denerim, kardeşim.
- Umarım dedi ve aceleyle ahıra yönelip atını aldı ve yola koyuldu.