​ Osmanlı'da Haremin gerçek yüzü (4) / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '11

 
Kategori
Tarih
 

Osmanlı'da Haremin gerçek yüzü (4)

Osmanlı'da Haremin gerçek yüzü (4)
 

PADİŞAHIN CARİYE SEÇİMİ 

Padişahın yeni bir cariye seçimi konusundaki bilinenler sadece yabancı kaynaklarda yer alır. O kaynaklarda da Ottaviano Bon’un verdiği bilgiler yinelenmiştir. Buna göre padişah, cariyelerden birini seçmek veya onların oyunlarını, müziklerini izleyip dinleyerek birlikte eğlenmek istediğinde bu arzusunu baş kadına (Hazinedara) söylermiş. 

Gönlü hangisine meylederse elindekini mendili onun göğsüne bırakırmış. Cariye hemen diz çöker ve padişahın ayağını öpermiş. Türkler’in “söz mendili” geleneğine benzetilebilecek bu “nişan”dan sonra usta ve kalfa cariyeler, gözde adayı hamamda yıkayıp, giydirip, süsleyerek padişahın yatak odasına götürürlermiş. Zifaftan sonra da gözdeyi yıkarlar, valide sultana veya hazinedar ustaya teslim ederlermiş. 

Bu geleneğin Sultan İbrahim dönemindeki uygulanışını, duyduklarına dayanarak anlatan Bobovi şöyle yazıyor: 

“Sultan cariyelerle biriyle yatmak istediğinde bütün kapılar kapatılır; Cariyeler koğuşuna açılan kapı ise aralanır. Koğuşa giren padişah, hoşuna giden kızın üzerine mendilini fırlatır, kız da diz çökerek mendili alıp öperek göğsüne bastırır.” 

Yine gözdenin, hamile kalıp kalmadığı anlaşılana kadar padişahtan uzak tutulması da bir kuralmış. Bazen de başhaznedar usta, padişaha layık gördüğü bir cariyeyi kahveci ustanın refakatine vererek kızın padişahın dikkatini çekmesini sağlar veya valide sultan, oğlu kendisini ziyarete geldiğinde, seçilen cariyeye kahve servisi yaptırırmış. Bu tür bilgileri Penzer de The Harem’de vermektedir. 

Mendil geleneğinin yakıştırma olduğu, Padişahın, yeni bir cariye almak istediği zaman bunu Darüsaade ağasına bildirdiği, onun da istenen cariyeyi bulup hazırlayıp harem geleneğince sunulmasını sağladığı; valide sultanın ve hazinedar ustanın her an padişaha takdim edilebilecek üç beş cariyeyi hazır tuttukları; sırası düştüğünde kızlardan birinin sunulduğu da rivayet edilmektedir. 

Hareme özgü disiplin şu sonucu veriyor ki, kadınların aşırı düşkünlüklerinden harem kurallarına uymayan birkaçı dışında padişahların uluorta ilişki kurmaları mümkün değildi. Padişahla yatma şansını (nail-i istifraş) yakalayarak has odalık sanını kazanan cariyeye Haremde özel bir mekân tahsis edilmesi, çocuk doğurduğunda da ikbal veya haseki sanı ile daha mükellef bir daire veya odaya yerleşmesi, ödenek bağlanması, hizmetine cariyeler verilmesi, giyim, kuşam ve takıları ile padişah eşi olduğunu göstermesi kaçınılmazdı. 

Akşam yemeğinden sonra hareme geçen padişahı hazinedar ustalar karşılardı. Bobovi’ye göre padişah yatma vakti geldiğinde Hünkâr dairesindeki kâgir ve güvenli yatak odasında (taşoda, mebit-i has) istirahata çekiliyordu. Altın bir şamdanla kol kalınlığında ve amber kokusu yayan bir mumun yandığı bu odada, hazinedar usta ve yardımcıları, padişahı soyup, gecelik entarisini takkesini giydirirlerdi. 

Şayet padişah yalnız yatacaksa gece boyunca iki kalfa cariye nöbet tutardı. Geceyi haseki ve gözdelerinden biriyle geçirecekse Hazinedar ustaya talimat verirdi. 

Çağatay Uluçay, padişahların haremdeki yatışları konusunda şunları yazmıştır: 

“Padişahlar dört, direkli bir nevi karyola (Şirvan) içinde yatarlardı. Direkler ve tahta karyolanın üstü pek süslü idi. Yattıkları zaman değerli kumaşlardan yapılmış perdelerle yatak kapatılır, iç kısım görülmezdi. Padişahla alakası olan kadınlar, evvelce Hünkâr hamamına gidip temizlenirler, sonra hamamın karşısında bulunan Hünkâr yatak odasına geçerlerdi. Padişah yatınca hem valide sultan dairesi, hem de Hünkâr Sofası tarafındaki kapılar kapatılır, Hünkâr odasının kapısında ustalar nöbet tutardı. 

PADİŞAH EVİNİN AFRİKALI BEKÇİLERİ 

- HAREM AĞALARI – 

Saray hareminin simgeleri, Dürüsaade Ağasının (Kızlar ağası) buyruğundaki Afrikalı harem ağalarıydı. Bunlara “esvedin” (siyahiler) “Haremeyn Huddamı” da deniliyordu. Çoğu Sudan’lı olan harem ağaları, çocukken köle avcılarının tuzağına düşmüş, vahşiyane bir operasyonla hadım edilmiş olan kölelerdi. 

Eski saraydakilerle birlikte sayıları 80-100 arasında değişen harem ağalarına Mercan, Firuz, Gazanfer, Amber, Sümbül v.s. koku çiçek ve mücevher adları verilirdi. Fil kuyruğu denen kırbaçlarıyla ve görünüşleriyle korku uyandıran harem ağaları, kendilerine mahsus koğuşun manastır hücrelerini anımsatan odalarında üçer, beşer barınır, namazlarını mescitlerinde kılar, Nöbet Odası’nda, harem kapı ve dehlizlerinde nöbet tutar, fakat cariyelerin koğuşlarına, haremin iç dairelerine bir adım dahi atamazlardı. Darüsaade ağası ile büyük harem ağalarının hizmetlerini görürlerdi. İklime uyum sağlayamamaktan, kapalı ortamda kalmaktan çoğu veremden ölen harem ağalarının aşırı alınganlıkları meşhurdu. “Kara” sözcüğüne bozulurlar, ten renklerini hatırlattığı için, kahve içmezler, kahve ikramını hakaret sayarlardı. Haremin yetkin kadınlarının “kırkının aklı bir incir çekirdeğini doldurmaz!” dediklerine bakılırsa, bir hayli de aşağılanırlardı. 

Dürasaade ağası ile başkapı gulamının buyruğu altında çileli bir ömür süren zenciler; köle oldukları için “çıkma” ları da söz konusu değildi. Yeni gelen çocuk yaştakiler, Kara Ağalar Ocağında “en aşağı” denilen acemilik döneminde eğitimden geçirilir, Türkçe öğrenir, mutaassıp birer Müslüman olurlardı. Neferlik, nöbet kalfalığı, hasıllı ortanca aşamalarından geçerek gulâm olurlar; yetenekleri ölçüsünde terfi ederek harem ağaları sınıfına geçerler; bu zümre içinde yaylabaşı gulamı, kapı gulamı, oda lalası, hazine vekili, hazinedar ağa, musahib ağa, başkapı gulamı, valide sultan ağası, şehzadeler ağası, Eski Saray ağası Dürasaade ağası olurdu. Günlük giyimleri beyaz kavuk, canfes kaftan, fermayiş şal kuşak, kırmızı dökme şalvar ve sarı mest-yemeni; törenlerde mücevveze, yeşil renkli ve geniş yenli kerrake, içine entari, kırmızı kuşak ve şalvardan ibaretti. 

Darüsaade ağası haremin korunmasından sorumluydu. Özel bir dairesinin olması, saraydaki yüksek konumundandı. Protokolde de sadrazam ve şeyhülislamdan sonra yer alır; törenlere, serasere kaplı dört yenli kürk, selimi kavuk, kuşağında akva (mücevherli bıçak) ile katılırdı. Harem’deki nüfuz ve servetleri oranında devlet işlerinde de etkiliydiler. Aralarında, taht değişikliklerinde, suikastlarda rol oynayanlar, Hacı Beşir Ağa gibi, hayırlarıyla ad bırakanlar da vardır. Büyük ağa da denilen Darüsaade ağalarının bir görevi de Haremeyn ve Selatin Vakıfları nazırlığıydı. Harem için, alım satımları denetlemek, şehzadelerin eğitimleriyle ilgilenmek, sure alayını tertip etmek görevlerindendi. 

Her Çarşamba Ortakapı dışındaki Dürasaade Yazıcısı Odasında divan toplar, bu toplantıya Haremeyn Evkafı müfettişi de katılırdı. Padişahın ölümünü sadrazama haber vermek, yeni padişahı tahta davet etmek göreviydi. 

Ahmet Resmi Efendi’nin, Hamiletü’l Kübera adlı, Dürasaade ağalarının yaşam öykülerini ve hayırlarını anlatan eserinde III. Murad’dan önceki padişahlar zamanında Harem-i Has’ın gözetiminin Kapu (Bübassaade) ağaları ile hazinedarbaşılarda olduğu; bu padişahın saltanatında ise Mehmed Ağa adlı bir zencinin Darüsaade ağası olmasıyla Harem bekçiliğinin esvedinlere (kara ağalara) geçtiği açıklanmaktadır. 

Bu eserde, 1574 – 1752 döneminde Darüsaade ağalığı yapan 7 kişinin özgeçmişi de anlatılmıştır. Ancak, hiç birinin memleketleri, hadım edilişleri, saraya gelişleri konusunda bir bilgi yoktur. 

Hacı Beşir Ağa (30), Habeş Mehmed Ağa (17), İdris Ağa (16), Yusuf Ağa (16) Hacı Mustafa Ağa (15), Uzun Süleyman Ağa (9) yıl görevde kalmışlardır. 

I. Mahmut döneminde yazılmış olan Risale-i Teberdariye fi Ahvl-i Ağa-yı Darüsaade adlı eserde ise cinsel yaşamlarına değinilerek “Bu kara hadımlara cariyelerin lezzet duydukları İstanbul’da meşhurdur!” denilmektedir. 

Bu ilginç konuyu Ahmet Refik, “II.Süleyman zamanında harem ağaları ile cariyelerin münasebetleri İstanbul’un başlıca dedikodusuydu” diyerek ele almıştır. 

Voltaire, Felsefe Sözlüğü’nün Joseph (Yusuf) maddesinde; Firavun’un hadım harem ağalarından birinin evli olduğunu ancak buna şaşmamak gerektiğini; çünkü her şeyi kesilmiş tam manasıyla bir hadım olan İstanbul Sarayındaki Kızlar ağasının da kendisine mahsus bir haremi olduğunu; bu adamın cinsel organını kesmişlerse de elleriyle gözlerine ilişmediklerini, doğanın da kişisel hak ve duyguların yüreğinden silmediğini anlatır. 

Zenci harem ağalarının nasıl hadım edildikleri konusunda Penzer The Harem’de ayrıntılı açıklamalarda bulunulmuştur. 

(...devam edecek...) 

 
Toplam blog
: 563
: 8587
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..