- Kategori
- Deneme
Sadakat

Zarar'dan korktuğumuz kadar "Fayda"yı da sevebilsek keşke. Ölümden korktuğumuz kadar, yaşamdaki amacı da anlayabilsek keşke.
Amaç olarak, doğruluğu mu? Gerçekçiliği mi? Yoksa sadece yaşamayı mı? Öylesine, şu anlık, doğaçlama olarak...
Amacı siz seçin, hayatlar özgürdür sonuçta... Kimisi zevkine düşkündür, hazzın doruklarına çıkmak ister. Kimisi derdini içki ile bastırarak söndürmek ister, her şeyi unutmak için; içer... Evet her şeyi unutur da; sevinçlerini, kederlerini ve onun sorumluluğunda olan yaşamları... İçer... İçer... İçtikçe unutur, içtikçe saldırır etrafına. İşte şimdi derdi yoktur, ama asıl dert şimdi başlamıştır. İçer! İçer! İçer! Ve unutur ona bahşedilmiş muazzam yaşamı; yaşamları... Sevgiliyi, ayı, güneşi, evreni ve en önemlisi; çocukları... Bu çocuklar onun muydu? Kafam iyide, pardon!
Kimisi içmez. Oturur, dua eder veya namaz kılar. Veya her ikisini de yapar. İşte bu kişi de manevi hazzına düşkün olanıdır. Fiziki olarak her şey yolunda ama maneviyatta her şey birbirine girmiş, çıldırmış, delirmiştir! Onun için sadece istekler vardır, dert yanmak, paylaşmak! İçini dökmek, pisliğini kusmak! Temizlenmek yani arınmak. Bir diğerinden farkı; fiziki olarak kendisini kirletmez. Manevi olarak pisliğini döker ve dürüst olur. Dağılmaz, diz çöker. Etrafa saldırmaz, kendi içiyle savaşır. Nefsini yenme arzusundadır! Hazzın doruklara ulaştığı zaman, duası sırasında gözlerinden düşen bir yaş tanesidir.
Çünkü o; sadakat ister herkesten olduğu gibi. Doğruluğu, gerçeği ve gerektiği zaman diz çöküp yalvarmayı değil, her zaman yalvarmayı yaratıcısına. Sadakatine güvendiğine açar ellerini, utanmadan kusar pisliğini! Çünkü o doğrudur, dobradır ve en iyisi de budur!