- Kategori
- Çocuklar ve ilkler
Şimdi okullu olduk...

İnsanın birkaç evresinden en önemlisinin çocuğunu okula hazırladığı dönem olduğuna şimdi daha çok inanıyorum… Hiç bitmeyecek sandığım uzun stres yüklü bu dönemin sonunu dün görmüş ve ilk heyecanın ardından da rahatlamış durumdayım… Okulumuz açıldı, ohh! Kızıma okul arayış döneminde gezdiğim okulların her birine bir kulp takmış, hiç birini çocuğuma yeterlilik testinde başarılı kılmamıştım… O zamanlar büyük bir umutsuzluk içinde Sudeme şu satırları yazmıştım:
Hayat su hızında ama onun dinginliğinde akmıyor bebeğim... Yokuş aşağı inişi, yokuş yukarıda çıkışı var... Anne olmak işte o yokuş aşağı inişte düşmene engel olacak takozu bulup hızını kesmek, ayağına değdiğinde canının acısını aynı anda hisseden, aynı anda ah eden! Ayrı bedende, bir atan kalp olmaktır.
Yaşam fonksiyonun içimde ritim tutturup kanımdan kan, canımdan can olarak büyümeğe başladığı günden beri manevi gölgen olacağımı biliyordum. Sen göbek bağını kopararak yeryüzüne insen bile, görünmeyen ama kimsenin de inkâr edemediği, rüzgâr gibi tenimde, ruhumda hissettiğim bir bağla ruhum sana, kalbim sana ait.
Bunları şimdi sana yazıyorum çünkü gelecek bugünle boyutlanınca hayatında, zaman nankör, geçmiş sağır, anıların özeti ise dilsiz oluyor... O zaman göreceksin ki beyin kamerası işine gelince çalışıyor asla istediğinde geçmişte yaşananları perdeye film tadında dökemiyor, insan icadı kameralar ise yaşanan her ana ayna tutamıyor istese de ömür filmini kaydedecek donanıma ulaşamıyor...
Hayatıma hayatını tutundurduğum günden beri ömür yemeğimin tadı da tuzu da sensin, yaşamdaki manam, hayat denklemimdeki olmazsa olmazımsın...
Sudem; bu aralar vereceğim bir karar senin hayatını bu günlerden değiştirebilir... Mutlu olursan sorun yok ancak mutsuz olursan benim üzüntümün, kızgınlığımın üstüne birde sen kızma... Çok uzun bir araştırma dönemi geçirdiğimi, elimdeki olanakların en iyisini değerlendirdiğimi ve senin için her şeyin en iyisini istediğimi bil... Bil ki benim için sen benden önce gelen, benciliğimi yok eden, varlığına ömrümü, ömrüne ise her şeyimi vereceğim ulvi emanetimsin...
Şu kısır kelimeler nasıl ifade edebilir, sana neyi çağrıştırır bilmem ama yeryüzünün en güzel duygusuna anne içtenliğini ekleyerek tercüme olmaya çalışan, o meşhur iki kelime altı hecenin harflerle birleşimini yazayım... SENİ SEVİYORUM...
Bebeğim yukarıda yazdıklarım sana bu günlerdeki hislerimin neler olduğunu sanırım gelecekte biraz anlatmaya yetecektir...
Ve annenin senin için bitmeyen temennisi;
Ömrün uzun, bahtın açık, hayatın başarı dolsun... Yüreğin merhamet, beynin doğru sevgide kalbinle ortaklık kursun... Hep gül, gülen yüzün güllere ilham olsun...
Annen…
16.02.2007-Cuma
Şimdi ise o günlerde yaşadığım umutsuzluk, korku ve endişe yok olmuş yerini tatlı bir telaş sarmış durumda… Çünkü o adı konamayan, meçhul okul bulunmuş ilk ders gününü de geride bırakmıştık…
Ama... Formalarını giydirip fotoğrafçıya gittiğimiz günden beri heyecanlı olanın asılında bizler olduğunu düşünüyorum… Sudem, “anne aslında hiç hevesli değilim, resim çektirmesek olmaz mı?” Demişti Pazar günü… Baktım ve evet cidden hiç hevesli değildi… Ayakkabısını almaya zorla götürdük, çantasını biz seçtik… Bu gün Barbie marka makası almamak için benimle kavga etti…
Bu kadar heveslenerek, ince eleyip sık dokuyarak, istemeden her şeyi önüne sunarak sanırım heveslerini, heyecanlarını biz büyükler törpülüyoruz… Şaşırmış durumdayım acaba bu duruma sevinmeli miyim, üzülmeli miyim?