​ Simsiyah kadın / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '10

 
Kategori
Deneme
 

Simsiyah kadın

Simsiyah kadın
 

Yağmur vardı sokak ışıklarının altında parlayan. Bir de kendi kişiliğini üstlerine atıp, verdikleri değeri göremediğim, hayali sevgililerim... Yorgun gelip yorgun giden bir çok düşün ardından, insanın da bir sabrı var, yoruluyor işte.

Sağ sol, ön arka, sobe... Koşturup durduk senelerce. Oysa kurallar basitti. Düşler yalandı ve hep öyle kalacaklardı. Ha bir de, her insan yalan söyleyecekti işte.

Gözlerimi kapatıp yıllarımı verdiğin bir rüyanın aslında ne derece kabus olduğunu bir türlü kabullenmeyişimden tutun, aldatılmaya, 'başkası' olmaya ve ... Noktalar edebimi aşar; içimde tutacağım. Yandı işte yine. Kendi içimdeki Roma'yı da yaktım.

İçkiyi bıraktım mesela. Lakin sigarayı çoğalttım. Nefesim o oldu bugünlerde, yanımda nefes alan ruhumu göremediğimden. Yazmayı arttırdım. Acımla beraber orantılı gitti çelişkilerim. Öz güvensiz olan ben, bildim, kabullendim, kurallar yazdım kendi sözlüğüme ve hepsini çiğnedim. Can havliyle, sabırsızlığıma yenik düşüp, eski benliğimi çıkardım ortaya.

Yalnız, yalnızlıktan mazoşistçe bir zevk alan, kaçmak için kendine kılıflar uyduran...

Bir günde ağır geldi; sevdiğim insanın kişiliksizliği ve saygı duyduğum bir 'adam'ın bakışlarındaki düşüncesizliği.Ha bir de Redd/Nefes var; gecenin bir köründe telefonuma ilişen. Ardından, aklıma bile sokmadan, istemem yan cebime koy hesabındaki saatlik sevişim.

Huzurdu tek gereksinimim derken, onun bir lüks olduğunu keşfettim. Mutluluk, huzur, aşk, başarı, sevgi... Bunların hepsi bir lükstü ve bizim gibi ruh fakirlerinin gözünde çok büyüdü. Zenginin malı züğürtün çenesini yorarmış ya; ondan işte. Ondan sitemlerim de... Neyse. Attım hepsini, attım. Hepsi içimde.

Ne hoş, ne de boş bir kadının fiziğine bürünmüş, aslında ne olduğunu bile bilmeyen, sözüne güvenilmeyen, kendine inanmayan ve hiç bir bok başaramayan benlik var kapıda şimdi. Hiç durmadan yağan yağmurda, parlayan ışık ve danseden damlaların altında, kumral, kahve gözlü, beyaz tenli, simsiyah bir kadın fügürü... Öyle ki ruhuna azcık pembelik büründürmüş olsa da o karanlıktan çıkamamış, çıkabilceğini sanmış, hala aynı aptal işte.

Saçma sapan bir kadın figürü, ıslatmış düşlerini boş kaldırımlara vurarak. Sıçratmış çamuru üstüne başına ruhuna... Kat kat giyindiğini fark etse çıkartıp kurtulacak belki de çamurlarından ama nereye?! Çamur bu, çıkar mı lekesi üstünden. Unutulur mu en sevilen kazak, kot, mont, şiir, şarkı söylenen ağlayarak.

Kapıya dayanmıştı ya hani, hala da gitmedi yüzsüz. Sürmeden makyajını yüzünden ellerine, sadece aynaya bir kez baksa yeter. Akmış rimelleri gözlerinin altına, dağıtmış rujunu dudaklarının kenarına... Daha yeni sevişmiş ve yeni ağlamış, belli. Yine yakmış kuralları, sözlüğündeki.

Durup düşünsem, yağmur da yağmıyor aslında. Ne siyah figürlü kadın ne de onun figüranı olan ben var ortada.

Durup düşünsem ne şiirler okunurdu adıma. İnanmak işte sorun olan. İnançsızlığıma verip, vur kadehi derdim ama içkiyi azalttım. Bu gece de içmeyeceğim hüznün şarabından. Lükslerimden vaz geçme zamanı.

Ne vakit elde etsem, kaybetmenin yollarını arar gibiydim zaten. Ne vakit düşlesem her birini, bu küçük odamda, yalnızlığın deminin çöktüğü bir semaverdi başımda duran ve buharını yüzüme vuran.

Durup düşünsem yeni bir ben çıkar aslında benden.

Durup düşünsem yaşancak çok güzel bir geleceğin ilk başarısını görebileceğim avuçlarımın falından.

Durup düşünsem...

Durmadan düşünmekten zaten tüm bu ruh-i baskınlarım. Deliliğim bu yüzden. Neşemse; senden, ondan ve sizden.

Ah keşke dursam, bir de düşünsem.

Yağmur, sokak lambaları, damlalar, çamur, kadın, ben...

 
Toplam blog
: 58
: 402
Kayıt tarihi
: 06.04.10
 
 

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mezunuyum. ..