​ Taka! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Taka!

Taka!
 

Saklanbaç oynardık. Çok severdim. En sevdiğim oyundu. Bir çok sebepten. Bir kere kızlar ve erkeklerin beraber oynayabileceği bir oyundu. Belki de tek bu sebepten. Bilemiyorum.

Deniz diye bir kız vardı mahellede. Annesi onu sokağa bırakmıyordu. Bütün gün balkondan bizi izliyordu. Çocuk o kadar sıkılıyordu ki, bizim oyunumuzu bozuyordu. Sürekli saklandığımız yerleri bağırıp duruyordu;

"Semra ağacın arkasında, Serkan bahçe duvarının yanında duruyor, Kerem ağaca çıkmış, aa Kerem ağaçtan aşağı işiyor..." gibi....

Acayip sinir olurduk, çok sevimsiz gelirdi bize. Ne rahat rahat oynayabilir ne de eve gitmeden işemenin tarifsiz tadını yaşabilirdik.

Artık böyle insanlara sinir olmuyorum. Büyüdüm mü nedir... Hepimizin kendisine göre sorunları var. Bahçede olmak, beraber olmak, oynamak, sarılmak, düşmek kaklmak, dizlerinin yara olması, hiç tanımadığın insanlar keşfetmek... Güzel şeyler bunlar. Özgür olmak güzel şey, yapmak istediklerini yapmak ve gerçek tatminler bulmak güzel şeyler. 5. katın balkonundan borazan gibi bağırmak... Kim böyle olmak ister ki... Yazık...

***

Kendini ciddiye almak ve işini ciddiye almak ne kadarda birbirlerinden farklı şeyler. Kendini ciddiye aldığın noktadan diğer noktaya doğru gidebilmek ya da gidememek. İşte budur bütün mesele.

***

Rapunzel? Olmaz. Bir saç teli 12 metre. Her yerden çıkar o saçlar, tiksinirim.
Uyuyan güzel de bana uygun değil. Erken kalkar erken yatarım, uyuşukluğu pek sevmem.
Kül kedisinin elleri çamaşır suyu kokuyordur hala.

Pamuk prenses en iyisi gibi duruyor. Fakat o da ben çocukken annem kadardı, yaşlanmıştır şimdilerde. Kraliçedir artık o. En son prensle öpüşürlerken ben uykuya dalmıştım. O öpücük daha ileri gitmiştir belki. Belki olur mu, kesin gitmiştir. Pamuk prensesin bir çocuğu olmuştur, bir ihtimal kızı. Benden beş altı yaş küçük olmalı şimdi. Annesine benzemiş midir? Benzemiştir tabi ya. Huyu da benzediyse eğer kesin istetmek lazımdır o kız. Nasıl da hamarattı Pamuk Prenses. Cücede olsa 7 tane adamı çekip çevirmek kolay mı? Boyları cüce bunların, huyları değil ki. Aksıranı var, tıksıranı var....Elle, dille taciz yapanı var(dır kesin, masalda anlatmazlar. Erkek milleti değil mi?)

Hem ben de yedi cüceye bedel olabiliyorum bazen. Neşem de yerinde olabiliyor öfkem de burnumda. Evet, evet. Ben buldum gelin adayımı. Pamuk prensesin kızı.

"Anneee!! Ben çiçek yaptırmaya, çikolata almaya gidiyorum. Sen ara Kraliyet ailesini. Hayırlı bir iş de. Anlar onlar.... "

Nereden bulacaklar benim gibisini...

(Dilenci vapuru # 6 "Düş işleri bakanı" http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=46611 )

***

Ben bir kıza aşıktım. Sonrasında mektupla ayrıldım diye anlatmıştım. Her neyse. Ben bu kıza aşıktım. Ama gidip konuşamıyorum. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sınıfın penceresinde kamp kurup okul bahçesinden geçişini izliyordum. Servisi yanaşırken oralarda takılıp gelişini takip ediyordum. Bir şeyler yapıyordum yani, sonuç odaklı olmayan şeyler. Belki de sevdiğim şey kız değil de o hallerimdi. Herneyse.

Bizi o zamanlar bir müzik gurubumuz vardı. O gurubun solistine de söyleyivermiştim yanlışlıkla. Neden yapmştım böyle bir şey bilmiyorum. "Ben senin için gider konuşurum" dedi. Ne gerek vardı, bilemiyorum. "Tamam ulan" dedim.

Çocuk ertesi gün geri geldi. Üzgün bir ifade ile "oğlum, kız benden hoşlanıyormuş yaa" dedi.

Kötü oluyor insan. Gerçekten kötü oluyor. İlk defada başıma gelmiyordu bu. Ama yalan söylediğini hisettim. Gidip tanıştım kızla. "Böyle böyle..." diye anlattım. Güldü. Sonra arkadaşımın dediklerini de anlattım. Bu sefer kızdı.

Çok yetenekli bir müzisyen adayıydı. 14 yaşındaylen Elvis söylerdi. Hem de çok iyi söylerdi. Güzel besteler yapardı. Bazı şarkıları hala aklımda.

Yetenekli bir müzisyen olabilirdim. 16 yaşındayken Hendrix çalardım. Fena besteler yapmazdım.

Güzel bir guruptuk. Çok küçüktük, çok şevkli, çok heyecanlıydık. Tarihe karıştık.

***

Uzaktan bir kız "naber yaa" diyor. Ama tanımıyorum. Bana mı diyor, yanımdaki kızlardan birine mi diyor anlamıyorum. "Allah'ım inşallah bana demiyordur" diyorum. Çünkü hiç mi hiç hatırlayımıyorum.

Bir şarkı yazıyorum kafamdan şu şekilde ;

Üç kadeh papazkarası.
Çok değil biliyorum
ama çabuk sarhoş oluyorum.
Üç kadeh papazkarası.
Şaşı papaz gibi bakıyorum.

....
.......
.........
...
.
.



Taka dedik vapur oluyor bu yazı. Olmaz. DV / (K.)eriz'i hazırladım. yukarıdaki öykünün devamı da orada. Çok komik oldu. Hele bir de migrosta bana salatalıkların yerini soran kocaman kulaklı bir teyzenin öyküsü var, sormayın gitsin. Ama DV cuma dedim. Hep bozuyorum bu prensip kararlarımı olmuyor. Olamıyor.
DV cuma. İnşallah. Dayanabilirim yani. İnşallah da seversiniz efendim. Efendim dedim, ne kadar da kibarım. Adios amigos!

K.

Dilenci vapuru her cuma sadece milliyet blogda. Neden MB peki? Seviyorum işte, var mı diyeceğin!

Dilenci vapuru (#1) http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=39979
Tüm Dilenci vapurları http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?SayfaNo=1&4&UyeNo=553997&GrupNo=4651

 
Toplam blog
: 295
: 733
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..