- Kategori
- Gündelik Yaşam
Var olmak...

Yaratmak… Korkusuzca. Hiç çekinmeden olacaklardan… Hatta daha mühimi; olamayacak olanlardan umarsız, bir o yana bir bu yana atmak adımlarını. Kendine bir dünya yaratmak… Bir iş yaratmak… Bir yuva, bir evlat yaratmak… Kendine güvenli bir gelecek yaratmak… Yorucu bir koşuşturma elbet.
Sanki durmak istedim. Birkaç ottan, daldan, budaktan koskoca bir demet yaratmaya çalışmayan bir ben istedim. "Uğraşmayayım…" dedim. Ne bir plan yaptım günlerdir. Ne beni kısır döngülerden kurtaracak o sihirli "çıkış noktamı" aradım. Ne de bir sohbetim oldu doğru dürüst. Kaçtım dostlarımdan. Ne daha önce yazdıklarımı okudum, ne de taslaklarımı... Kalemimden de uzak durdum. Dostların yazdıklarına da bakmadım. Kimseye kulak asmadım. Terk ettim kendimi.
Bir papatya tarlasında uzanmış bulutlardan fal tutuyorum sandım bir süreliğine. Hiç rüyasız bir uykuya dalmanın peşineydim. Öylece karıncaları izlemek vardı oysa çocukken. Saatlerce beklemek yuvalarının önüne çöküp de acıyan dizlerime aldırmadan onlarla konuşmak vardı. "Hadi alsanıza ekmeğinizi… Ne duruyorsunuz? Çok mu büyük geldi? Tabii ya… Taşıyamıyorsunuz bak. Hay Allah. Tamam, oldu şimdi. Küçükler yeterince. Aferin…" "Anne bak. Karıncaları besliyorum."
Karıncalar kesmeyince eve tırtıllar gelmeye başlar. "Anne ama baksana ne güzel kırmızı benekleri var. Diken değil onlar anne. Korkma. Ne yapsın rengi kara ama kelebek olunca güzelliğinden geçilmeyecek. Ne? Neyle mi besleyeceğim? Bilmem? Ot koyarım. Dallardan yuva yaparım ona. Olmaz mı? Doğru ya! Nereden bileceğim hangi ağaçtan hoşlandığını? Gerçekten ölür mü anne? Ölmesin. Tamam, yarın onu bulduğum çalılığa bırakacağım. Ama lütfen bu akşam yanımda kalsın."
Bu sabah da kahvaltımdan artan ekmekleri özenle ayırdım. Dükkânımın kapısını açıp bahçeye doğru bir iki adım attığımda, hareketlerimin sanki otomatiğe bağlı olduğunu sıkılarak fark ettim. Elimdeki ekmekleri her zamanki gibi ağacın altına doğru savururken o çok gerilerden, o bildik dost koku doldu burnuma. Gözlerimi kısa bir süre kapattım. Eskisi gibi oksijenin tadını alamasam da artık, bu taze nefesi içime çekmek güzeldi. Serçeler anında üşüşüverdi lokmaların başına. Baharın ve mutluluğun kokusuydu artık içimdeki. Sarıldım. Çocukluğumdaki gibi. Ne oldu, ne bitti bilemem. Geri geldim.
Bir dost beni sormuş. Sabah mesajını görünce gülümsedim. Teşekkür ettim. En azından yazmam lazım benim. Hem şu yakasına bir türlü geçemediğim hırkamı da bitirmem lazım artık. Hoş bahar geldi. Giyemem bu sene ama…
— Yıllardır ilk kez kendine örüyorsun be kadın! Bitir şunu artık.
— Bak ama aldırdım yeni yumağı. Ne kızıyorsun?
— Bahane istemem. Başladığın işi bitir! Bak gördün mü bu hafta kar geliyormuş.
— Aman ne âlâ.